CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ey Özgür Özel, senin de kabrini birileri gelip ya kazar, ya yıkar” sözlerine ilişkin, “Bana tutmuş, ‘Bu mezarları tahrip ettin’ diyor. Eğer burada böyle bir şey varsa Tayyip Bey haklı. Yoksa, bu yalana ne gerek var Tayyip Bey? Sayın Erdoğan sen buradan mı iktidarını sürdüreceksin? Bu yalan senin iktidarını sürdürmeni sağlar mı? İyilikle sürer iktidar, icraatla sürer, dürüstlükle sürer, cesaretle sürer. Bu korkaklıkla olmaz. Eğer öyle gevelediğin şey, çok kızdın bana, ölümle tehditse vız gelir, tırıs gider” dedi.

Özel, Saraçhane’deki Şehzadebaşı Camisi’ne giderek, partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve görevden alınması üzerine düzenlenen protestolarda eylemcilerin polis müdahalesinden kaçarken tahrip ettiği, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) ise onarımını yaptığı mezar taşlarını inceledi.

İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı yetkililerinden cami ve hazire hakkında bilgi alan Özel, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Yedi gün önce, geçen hafta çarşamba sabahı, saat 11.30-12.00 sularında İstanbul’a ulaştım, buraya geldim. O andan itibaren yedi gün, yedi gecedir Saraçhane’deyim. Burada bir darbe girişimi yaşandı. Şu anda o darbe girişiminin püskürtülmüş olmasının bir sonucunu alıyoruz. Hepimiz biliyoruz ki Ekrem Başkan’ı akşam diplomasını iptal edip sabaha karşı gözaltına alanlar ona açtıkları davalar sonucunda Saraçhane’ye, milletin seçip yolladığı kişi yerine kendi atadıklarını yollamaya niyetliydiler. Aylardır terör soruşturması ve kayyum ataması konuşuluyordu. Bir hafta boyunca da tutuklama, gözaltı işlemleriyle birlikte iktidara yakın medya sürekli kayyum haberleriyle kayyum beklentisini yükselten bir çaba içindeydi. Bizim güveneceğimiz, arkamızı dayayacağımız bir tek güç vardı. O da İstanbul’un iradesinin kendisi. O iradeye çağrı yaptık. O irade geldi ve seçtikleri gözaltındayken iradelerini Saraçhane Meydanı'na taşıdılar.

“Bir mucizeyi, bir demokrasi devrimini gerçekleştirdiler”

Biz bu çağrıyı yaptığımızda, hatta yapmadan önce hazırlıklarımız varken Valilik beş gün süreli toplanma, yürüyüş, miting, eylem yasağı getirdi. Hatta bunu bizim kapalı toplantılarımıza dahi getirdi. Haliç Kongre Merkezi’nde cumartesi günü yapılacak toplantıyı bile yasakladılar. Biz bu yasaklara karşı milletimizi çağırdık. İlk gece 150 bin kişiydik. Rakam arttı, arttı. Pazar akşamı 1 milyon 300 bine yakın bir kalabalığa, gözün almadığı yerden bile drone görüntüleriyle hepimiz tanık olduk. Meydan ve meydana çıkan tüm yollar yasaklı olmasına rağmen; Tarihi Yarımada'nın köprüleri kaldırılmış, geçişler yasaklanmış, trafik kesilmiş, yaya geçişleri kapatılmış olmasına rağmen bir mucizeyi, bir demokrasi devrimini gerçekleştirdiler. Türkiye’de 15 buçuk milyon kişi sandıklara gidip Ekrem Başkan’ı Cumhurbaşkanı adayı yaparken İstanbul’da da 1 buçuk milyona yakın insan geldi ve Tarihi Yarımada'yı doldurdu.

“Zabıtanın gözüne polisin gaz sıktığı görüntüler bile var”

O gün burada, o büyük coşkudan sonra biz bütün gayretlerimizle kimsenin burnunun kanamamasını, polisle gençlerin karşı karşıya gelmemesini hep söyleyip bu konuda en üst düzeyde tedbirler almışken şu kadar ki 80 milletvekili var, 25’nin elinde telsiz, kulaklık, etrafında üç-dört arkadaşı, kemerin orada ya da bu taraflarda polisle gençlerin temasına tampon olmaya çalışıyorlar. Biz bu caminin önünde İBB’nin zabıtasıyla tedbir aldık, polis kendi tedbirini aldı. Kargaşada gaz sıkarken zabıtanın gözüne polisin gaz sıktığı görüntüler bile var. Ama biz bunların hepsini yeter ki provokasyonlara, yanlış anlamalara, bir takım ithamlara sebebiyet verecek olumsuz görüntüler ortaya çıkmasın diye hep sineye çektik.

“Tayyip Bey bu mübarek günde yalana sarıldı”

Bugün geçmişten bildiğimiz bir tuhaf durumla, bir koca iftirayla karşı karşıyayız. Gezi olayları yaşandı, bitti. Üzerinden binlerce cuma geçti. Erdoğan, ‘Başörtülü kardeşimize üstü çıplak 50 kişi saldırdı. Görüntüleri ben izledim’ dedi. O dönem bazı gazeteciler, ‘Bize de gösterdi’ dediler. Görüntüler yıllarca çıkmadı. Sonra o gazeteciler özür dilediler, ‘Öyle görüntüler yoktu. Biz o gün yalan söyledik’ diye. Bugün, yedi günün sonunda burada bir oylama yapılıyor. Bu oylamayla da İstanbul bir seçilmişe, bir belediye meclis üyesine emanet edilecek. Ekrem Başkan’ın vekili belirleniyor. O içeriden çıkıp görevinin başına dönene kadar ona vekalet yapacak. Kayyum riski ortadan kalktı. Biz dün akşam son eylemimizi yaptık. Bugün burada iftar sofraları kurulacak. Ben Beylikdüzü’nde, il başkanımız ve örgütümüz burada Ramazan’ın en önemli, en anlamlı gecesi Kadir Gecesi’nin idraki için burada iftar sofraları kurulacak. Bu akşam burada yedi gün sonra ilk kez toplanılmayacak, çağrımız yok. Tayyip Bey, şimdi artık o kalabalık gelmiyor ya fırsat bu fırsat maalesef Ramazan mübarek gün, Kadir Gecesi’nin arifesinde yalana sarıldı. Ben de sizinle birlikte doğruya, hakikate geldim.

“Mimar Sinan’ın eseri Muradiye Camisi bana emanettir”

Burası Şehzade Camisi, Mimar Sinan’ın en önemli erken dönem eserlerinden bir tanesi. Ustalıktan önce son eseri, Manisa’daki Muradiye Camisi bize emanettir. Ben, Manisa Muradiye Camisi’nin önüne Mimar Sinan’ın büstünün yapılıp her yıl orada onun anılması için büyük bir mücadeleye destek vermiş, Mimar Sinan’ın o eserini bütün dünyayı anlatmaya, tanıtmaya çalışan birisiyim, Manisa aşkıyla, Manisa sevgisiyle. Mesir atılan Sultan Camii’nin tam karşısındaki Muradiye Camisi bu camiden sonra, Süleymaniye’den, Sultanahmet’ten önce yapılmış. Başkent olmayan bir yerde Mimar Sinan’ın eserinin olduğu tek camidir, bana emanettir. Şimdi diyor ki ‘Sen Mimar Sinan’ın bu erken dönem eserinin bahçesinde bulunan hazireyi, oradaki mezarları tahrip ettirdin ey Özgür Özel, Bunu nasıl yaparsın? Bir gün gelir senin de mezarını kazarlar, senin de mezarını yıkarlar.’

“Vali şahit”

Biraz önce İstanbul kültür mirasına sahip çıkan ve Ekrem Başkan’ın talimatıyla bu işi İBB Miras adıyla yapan arkadaşlar, hem bilgi verdiler hem ne olduğunu gösterdiler. Gösterdikleri şu: Polis hızla biber gazı sıkarak kovalamaya başlayınca gençleri, oradan bunun üstüne atlayıp kaçanlar olmuş, belli sayıda. İki mezar taşı devrilmiş, bu iki mezar taşı ertesi sabah vali gelmeden onarılmış. O da gelmiş, benim gördüğümü görmüş. ‘Bu iki mezar taşı düştü. Biz bunları şu yöntemle kaldırdık’ demişler. O da ‘Peki’ demiş, gitmiş. Ben de geldim gördüm, sizi de gördünüz. O dediği hazire bu. Burada bakın, dünya kadar mezar taşı ayakta, en kıyıda, yukarıdan atlanırken üstüne düşülecek yerde iki mezar taşı devrilmiş, geri kaldırılmış. Arkadaş diyor ki ‘Buranın kapsamlı bir restorasyona ihtiyacı var. Bununla ilgili İBB Miras olarak görev talebimiz var. Burada duran bu taşların her birinin onarılması, her birinin sağlamlaştırılması, güzelleştirilmesi lazım. Bıraksınlar, kapsamlı restorasyon yapalım. Yetki Kültür Bakanlığında, vermiyor.’

“Sen bu kini mi ekiyorsun ileriye”

İki tane küçücük mezar taşı devrilmiş ve kalkmış. Ama bugün grubu izleyenler, ‘Ey Özgür Özel, herhalde senin de bir gün kabrini bu şekilde hazırlayacaklar. Senin de kabrini birileri gelip ya kazar, ya yıkar. Bu nasıl iştir? Bunu ne hakla yapıyorsunuz? Hepsi tarihi eser olarak muhteşem eserler ve ne yazık ki ahlaksızlar, bu edep yoksunu namussuzlar, onları gelip yıkıyorlar. Bunlara eyvallah etmek mümkün değil.’ Ya bu yalana eyvallah etmek mümkün değil, bu iftiraya susmak mümkün değil. Sayın Erdoğan, gerçekten bu mübarek günde kötü bir şey söylemek istemem ama bundan büyük günah var mı? İşte burada duruyor, hepsi ayakta. Ben yollamışım da yıkmışlar da yarın öbür gün benim de mezarım kazılacakmış da biri de yıkacakmış. Benim mezarımın olacağı yer belli. Altı kuşaktır belli. Üsküp’ten göçmüş dedem, babaannem, Manisa’nın altı kuşak yerlisi diğer dedem. Altı kuşak defterdarlar Manisa’da. Böyle hazirede yatıyor dedemin babası. Benim yatacağım yer Manisa’da kabristanda belli. Ben o kabristanda 1980 öncesi karşılıklı öldürülen CHP’li ve MHP’li il başkanlarının, eczacı meslektaşlarımın partisine bakmadan ülkücü, solcu ayırmadan mezarlarını yaptırmış, her sene orada anma başlatmış, 30 senedir sürdüren insanım. Sen çıkmışsın, ‘Bir gün öleceksin.’ Elbette öleceğim. Soyum belli, sopum belli, yatacağım mezar belli Manisa’da. ‘Birileri gelip onu yıkacak’ diyor. Sen bu kini mi ekiyorsun ileriye? Yıllarca ektiğin kin ve nefret ortadan kalksın diye biz senin kaybettiğin, 50 yıldır kazandığımız ilk seçimden sonra geldik, dedik ki ‘Siyasette şehit cenazesinde böyle yandan yandan bakılmaz, el sıkışılır. Hatır sorulur.’ Bayramda telefon açtık, hastanızı sorduk. Ben 15 senedir AK Parti’den birinin annesi, babası, yakını, akrabası ölürse ya cenazeye giderim ya taziyeye giderim, hiç eremezsem telefon ederim.

“Buradan siyaset çıkar mı? Ayıptır”

Savaşta, savaşa ara verilir. Cenazeler alınır. İnancına göre defnedilir. Güvenli bir yere, mezarlara konulur. Savaş sonra devam olur. Sen şimdi yedi günün sonunda -sağ salim burada kimsenin başına bir şey gelmeden- al işte kutsal emanet ayakta, düşen iki taş kalkmış. Buradan siyaset çıkar mı? Buradan husumet çıkar mı? Sen ülkenin ana muhalefet liderinin ya da birinci partisinin genel başkanının daha hayattayız, öldürdü, mezara koydu, mezarımı tahrip etmeyle ilgili ‘Bu intikamı senden böyle alırız.’ Ayıptır. Bu lafın onda birini herhangi bir CHP’li söyleyecek, ‘Tayyip Erdoğan’ın mezarı’ filan. ‘Ölüm tehdidi. Cumhurbaşkanımızı ölümle tehdit ettiler’ derler. ‘Sandıkla geldin, sandıkla gideceksin’ diyorsun, ikinci sandığı tabuta yoruyorlar. Böyle bir anormal, güya faul alma, yalan yere mağduriyet yaratma. Bana gelmiş, ‘Sen de ölürsün, mezarını kazarlar, tahrip ederler. Sen de görürsün’ diyor. Tehdit desen tehdit değil. Ne olacak? Ben zaten bu vakitten sonra ölümü de göze almışım mezarı da göze almışım. Ama o mezar benim canımdan çok sevdiğim Manisalılara emanet, komşularımın mezarı nasıl bana emanetse.

“Bu yalan senin iktidarını sürdürmeni sağlar mı”

Bu güzel günde, bu mübarek günde sen mesela şunu düşüneceğine; bu kadar genci, 16-18 yaşında çocuklar, polis önüne katanı kovalarken topladı. Dün hepsi ifadesi alınıp serbest bırakılıyordu, bir talimatla tutukladınız. Bu mübarek günde şunu diyeceğine, ‘Madem bu gece artık orada bir toplanma yok. Bundan sonra büyük mitinglerle tepkiler başka meydanlarda, şehirlerde gösterilecek. Mademki bu işler bitti. Bu mübarek günde biz de üstümüze düşeni yapalım da evlatlarımız, ailelerine kavuşsunlar bu akşam’ gibi bir büyüklük, bir erdem beklenirken... Biz iktidarda olsak bu kadar AK Partili çocuk, ne gözaltında, ne tutuklanır da tut ki olsa vallahi ilk işim bu olur. Bunu yapmak varken nefret tohumu saçmak. Manisa’da olsaydım bugün, Ankara’da olsaydım hakikaten üzülürdüm, çıldırırdım. Aynı odadayım yedi gündür. Şu kadarlık lavaboda traş oluyorum, saçımı yıkıyorum ama buradan ayrılmıyorum. Bana tutmuş, ‘Bu mezarları tahrip ettin’ diyor. Bakın arkadaşlar eğer burada böyle bir şey varsa Tayyip Bey haklı. Yoksa, bu yalana ne gerek var Tayyip Bey? Sayın Erdoğan sen buradan mı iktidarını sürdüreceksin? Bu yalanla mı? Bu yalan senin iktidarını sürdürmeni sağlar mı? İyilikle sürer iktidar, icraatla sürer, dürüstlükle sürer, cesaretle sürer. Bu korkaklıkla olmaz. Geçmişte, ‘Metni yazanlar yanıltıyor’ diyordum. Burası ortada. Metinden çıktın, söyledin bunları. Prompterı bıraktın, saçmaladın da saçmaladın. Eğer öyle gevelediğin şey, çok kızdın bana, ölümle tehditse vız gelir, tırıs gider. Bana gram, kilogram, ne kadar tartıyor bakarsın da vezin kutusundaki o böyle ucu elle tutulamayan miligram kadar sende vicdan kalmamış. Miligram kadar vicdan, insaf olsa bu yalana sığınmazsın sen.

“Muhalefetin tamamı, İmamoğlu’nun siyasi bir operasyona kurban gittiğine inanıyor”

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Heybedeki büyük turplar ortaya saçıldığında, kendi yakınlarının yüzüne bile bakamayacaklar” sözlerinin sorulması üzerine şunları söyledi:

“Bu ortaya çıksın, kabul ediyorum. Çıkmadığında da aynısını iade ediyorum. Erdoğan bu tip yaşanan süreçlerin bir yerinde, artık kamuoyunu ikna edemeyince yalanı ve iftirayı büyütmeyi tercih eder. Şimdi kamuoyu araştırması, bugün aldık, toplumun, muhalefetin tamamı Ekrem İmamoğlu’nun siyasi bir operasyona kurban gittiğine inanıyor. Geri kalan iktidar, MHP ve AKP seçmeninde de AK Parti ve MHP’nin tezine inananlar yüzde 55, diğerleri yüzde 45. Bunların içinde fikri olmayanlar var, yanlış bulanlar var yapılan işleri. Şimdi muhalefetten kimseyi ikna edemediği gibi, kendi tarafının da dörtte biri bize hak veriyorken ve kendi tarafında yarı yarıya bir kafa karışıklığı varken ‘daha büyük turp.’

“Bu vakitten sonra çıkaracağı turp, Gezi olaylarından sonra ‘Cuma günü göreceksiniz’ dediği kanıt kadar gerçektir”

Herkes her şeye merakla bakarken siz Ekrem Bey ile ilgili hala turp mu sakladınız? Ekrem Bey ile ilgili, bu süreçlerle ilgili daha elinizde kanıt vardı da koymadınız, öyle mi? Böyle bir kanıtın olmadığına, Ağrı Dağı’nın gerçek olduğu kadar eminim. En büyük yalanı atıyor. Bu vakitten sonra onun çıkarıp çıkaracağı turp, Gezi olaylarından sonra ‘Cuma günü göreceksiniz’ dediği kanıt kadar gerçektir. Savcının elinde olmayan, Ekrem Bey’e sorulmayan, ortaya konmayan, bu kadar iftiralar atılmışken birinin kanıtı yok. Hepsi gizli tanık. Şimdi, ‘Turpun büyüğü heybede.’ O işin tadı kaçtı. Bunu söyledin, ortaya döktün, millet darbe girişimini püskürttü. Yeni turp murp yok. Bundan sonra eğer çıkacak bir kanıt, ailemin yüzüne baktırmayacak hale beni getirecekse, ben kabul ediyorum. Ama her hafta bugün, hafta saymaya başlıyorum. Haftaya bugün diyeceğim ki ‘Hani Erdoğan turpun büyüğü bir hafta oldu, çıkmadı.’ Bundan daha büyük turpun büyüğünü çıkarsın. Öyle kanıtlar çıkacakmış ki birbirimizin yüzüne bakamayacakmışız. Külliyen yalan.

“Ladin’in, Meşe’nin, Çınar’ın iftiralarına inanmamı bekliyor odun”

İlk günden beri bu kadar emin oluşum, arkadaşlarımın namusuna, arkadaşlarımızın tertemiz yönetimine kendi namusum kadar kefil oluşumdandır. Benden utanacakları bir şey yok. Buradan sonra o sorumluluğu üstüme alıyorum. Her hafta sayacağım. Nasıl binlerce haftadır Gezi’de attığı yalanı ispatlayamıyorsa her hafta sayacağım. ‘Hani kanıt çıkaracaktın da ben utanacaktım’ diye. Çıkara çıkara yalancı tanık çıkarıyor, adı Çınar, ağaç isimleri vermiş, insan ismi bile yok. Adı Meşe, adlı Ladin. Ladin’in, Meşe’nin, Çınar’ın iftiralarına inanmamı bekliyor odun. İnanmıyoruz. Çıkar gerçek kanıt koy, gerçek kanıt.

“Kamu gücünü kullanarak boykot yapmak ayıptır, halkı desteğe davet etmek meşrudur”

Özel, “Boykot çarısı yapmanızın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, medyayı tehdit ettiğinizi söyledi. Ne söylersiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Ömer Çelik ve Erdoğan, gerçekten gerçeklikten o kadar kopmuşlar ki ben ibretle izliyorum. Bir sözcü diyor ki ‘Demokrasilerde boykot ve basın kuruluşlarını tehdit olmaz.’ Erdoğan da bugün sizin hatırlattığınız sözlerle bunu kınıyor. 2009 yılı, hem de o zaman kendisi böyle muhalefet lideri falan değil, icranın başında, devletin başında. Mesela devlet dairelerine alınan bütün gazeteler, onun kontrolünde. O tarihte kendisi Başbakan ve icranın başında. Diyor ki ‘Ey milletim, bu Doğan Grubu’nun televizyonlarını izlemiyoruz, gazetelerini almıyoruz, bunları boykot edeceğiz, bunları perişan edeceğiz.’ Kamu gücünü kullanan, devlette icranın başındaki kişi bunu yapacak, bütün devletin organları, polisiyle, savcısıyla tüm yapılarıyla karşı tarafta ve bize saldırırken ben meydanlara ‘Bu meydanı görmeyeni siz de görmeyin. Göreni görün, görmeyeni gömün’ diyeceğim; ‘Bu demokrasilerde olmaz.’ Demokrasi, eldeki imkan ve kabiliyetleri en iyi şekilde kullanarak muhalefet yapmayı en meşru kılan şeydir. Kamu gücünü kullanarak boykot yapmak ayıptır, halkı desteğe davet etmek meşrudur. Kendisi Başbakanken yaptığını, bana muhalefet lideriyken ayıplı görüyor. Ömer Çelik de demokrasi tarif ediyor. Ömer Çelik’i gerçekten kendi ettiği sözleri 2009 boykot çağrılarla birlikte okumaya davet ediyorum.

“Tutukluluklara itiraz dilekçelerinin hızla karara bağlamasını bekliyorum”

Özel, tutuklanan gazeteciler hakkında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un açıklamasının sorulması üzerine ise şunları söyledi:

“Gazeteci tutuklamak kadar saçma sapan bir şey olamaz. Bizim canlı yayın kameramanı kablo toplarken gözaltına alınmış. Geliyorlar, kimi buluyorlarsa götürüyorlar. Gazeteci görevini yapıyor. Gazeteci olmasa burada neyin ne olduğunu kim bilecek? Bu sırada kaçarken kitleler önüne katıyorlar, araya karışıyor gazeteciler. Alıp onları da gözaltına alıyorlar. Bugün ben Adalet Bakanı’nın yaklaşımını olumlu buldum ama çok hızlı olması lazım. Çok basit bir şey var. Tutukluluğa itiraz dilekçeleri var. Arkadaşların gazeteci oldukları, görev yaptıkları belli. Hızlı şekilde itirazları kabul edilerek serbest kalabilirler. Adalet Bakanını bir an önce bu konuda harekete geçmeye davet ediyorum. Öyle Silivri’ye nakil, bir başka yere nakil doğru değil. Zaten cezaevlerinde yer yok. Bu arkadaşların da hiçbir suçu, günahı yok. Gazetecinin olayı çekmek dışında nasıl bir dahli olabilir? Kablo toplayanları bile gözaltına aldılar. Ben geçmişte Gezi olaylarında bayrak satan büyük bir kitle koşunca üzerine, Türk bayrağı satan kişi aralarında kalmış. O  da gözaltındaydı. Kokoreç satan arkadaş dört müşterisiyle birlikte gözaltındaydı. Hep onları ziyaret ettik, bu mağduriyetleri dile getirdik o dönemde. O dönem hızla çözülebiliyordu bunlar. Ben burada gazeteciler için Adalet Bakanlığı’ın içerideki gencecik yaşta, barışçıl gösterilere katılmış, hiçbir suçu, günahı olmayan arkadaşların da bu gece, hızla serbest bırakılmaları için tutukluluklara itiraz dilekçelerinin hızla karara bağlamasını bekliyorum. Çok sayıda milletvekilimizle bugün Çağlayan Adliyesi’nde, Silivri’de, sevk mevkilerinde, ailelerin yanlarında olmaya çalışıyoruz. Elimizden geleni yapıyoruz. Bir an önce bu soruların çözülmesi gerekiyor.”

“Tenezzül meselesi”

Özel son olarak, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına (ABB) yönelik soruşturma hazırlığı iddialarına ilişkin soruya ise “Tenezzül meselesi. Biz CHP olarak her zaman gördüğünüz en kötüsüne hazırız. Kötülüğe karşı bütün güç ve cesaretimizle dimdik ayaktayız” şeklinde yanıt verdi.